ALKOL BAĞIMLILIĞI
Alkol ve Alkol kullanımı insanlık tarihi kadar eskitir. Taş
devrinde yaşayan insanların bile alkol kullandığı sanılmaktadır.
Anadolu, Mezapotomya, Mısır ve diğer Akdeniz ülkelerinde yaşamış
eski insanların M.Ö. 5-6 bin yıl önce biraya benzer bir içki
yaptıkları biliniyor. Efsaneler kuşaktan kuşağa aktarılan
öyküler şarabın tufandan sonra Nuh peygamber tarafından dünyaya
yayıldığını anlatmaktadır. Ayrıca dünyanın değişik yerlerinde
adı efsanelere karışmış birçok peygamberin, mitoloji
kahramanının çeşitli içkiler kullandığını anlatan öyküler
kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze dek gelmiştir.
Atinalı'ların Dionssas ve Romalı'ların Bacehus adında içki ve
şarap tanrıları olduğu bilinmektedir.
İlk Babil krallık ailesinden gelen altıncı hükümdar olarak
bilinen Hammurabi (M.Ö. 1728-1686) yasalarında şarabın elde
edilişini ve alışverişini belirleyen hükümler olduğu
görülmüştür.
16. Luis döneminde mayalanmış içkiler tıpta yer almıştır. 18.
y.y. şarapla eşdeğer tutulmuş olan alkol terimi günümüzde etil
alkol içeren (C2H5OH) maddeler ve özellikler için kullanılmaya
başlanmıştır.
Alkol insan sağlığı ve davranışı üzerinde en önemli kötü
etkenlerden biri olarak tanımlanmaktadır. Bu yüzden içkiye karşı
ilk tepki M.Ö. 6.yüzyılda Isparta'da Salon yasaları ile
olmuştur. Bu yasalar içki ve şarap tanrısı olan Dionisos adına
düzenlenen törenleri yasaklamış, sarhoş olanların sokakta
dolaştırılarak herkese gösterilmesini, alkol etkisiyle suç
işleyenlerin çeşitli bir biçimlerde cezalandırılmalarını, hatta
suçun niteliğine göre ölüm cezasına çarptırılmalarını
buyurmuştur. Bu tepkiler zaman zaman birçok toplumda
görülmüştür. En son olarak 1878'de Kanada'da, 1919-1934 yılları
arasında Amerika'da alkollü içkilerin üretimi ve tüketimi
yasaklanmıştır. Osmanlı padişahları arasında IV. Murat
döneminde, alkol, afyon, tütün yasaklanmış, içenlere ölüm dahil
çok ağır cezalar verilmiştir.
ALKOLİZMİN NEDENLERİ
Alkolizmin nedenleri kesin olarak bilinmemektedir. Alkolizmde
tek neden aramak ve çok etkenli bir bozukluk olduğunu kabul
etmek gerekir. Yapılan araştırmalara dayanarak henüz
kanıtlanmamış olsa bile ileri sürülen nedenler iki başlık
halinde özetlenebilir.
Biyolojik Nedenler
Araştırıcılara göre, soyaçekimle gelen sinir sistemi bozukluğu
nedeniyle dengesiz kişilik yapısı gösterenler alkolik olmakta,
alkoliklerde kişilik bozulmakta, böylece alkolün oluşturduğu
kısır bir döngü ortaya çıkmaktadır.
İçinde alkolik kişilerin bulunduğu bir çevrede yetişen çocuk ve
gençlerin soyaçekimle olmasa bile, "soya benzemeyle" alkolik
olabilecekleri görüşü bugün içinde güncelliğini korumaktadır.
Psikososyal Nedenler
a) Kişilik Etkeni
Alkoliklerin alkole başlamadan önce ve çocuklarında hiperaktif-tutarsız,
amaç ve değerlere fazla duyarlı olmayan, sosyapatiye eğilimli
olduklarına dair bulgular ağır basmaktadır. Yine kişiliği
oluşturan, içgüdü ve dürtü katmanından başlayarak yukarıya doğru
bütün katmanlarda ki takıntı-saplantı yada bozuklular alkolizmin
ortaya çıkmasını kolaylaştıran birer etken olarak kabul
edilmiştir.
b. Toplumsal Etkenler
Din ve töreleri ile alkolü onaylamayan toplum kesimlerinde
alkolizmin oranı düşüktür. Sosyo-ekonomik bakımından üst
tabakalarda daha sık görüldüğü kesindir. Refah toplumlarında ise
alkolizm en önemli sağlık sorunlarından biridir.
Kentleşme, sanayileşme, toplumsal çalkantılar göçler alkol
tüketimini ve alkolizmi artıran toplumsal nedenlerin başında yer
alır.
Birazda İstatistiki Veriler
Bağımlılık yapan maddelerden biri olan alkolün istatistiki bir
dökümünü sunduğumuzda işin vahameti daha iyi anlaşılacaktır.
Irza tecavüzlerin %80'ni, Trafik kazası yapanların %61'ni,
yangına sebebiyet verenlerin %16'sını alkol alan kişiler
oluşturmaktadır. Alkol alan kişilerin almayanlara göre, 16 kat
fazla düştükleri ve 30 kat fazla zehirlendikleri acı bir
gerçektir.
Dünya sağlık örgütünün 30 ülkeyi kapsayan (ülkemizin de içinde
olduğu) araştırma raporunda "ortalama vukuat yüzdeleri"
şöyledir; Cinayetleri %85'i, Irza Tecavüzlerin %50'si, Şiddet
Olaylarının %50'si, Trafik kazalarının %60'ı, Eşlerini
dövenlerin %70'0i, İşe gitmeyenlerin %60'ı bu suçlarını alkollü
iken işlemekte....
Akıl hastanelerinde yatanların %40 ile 50'sinde Genel
tutuklamaların %50'sinde alkol temel sebebi oluşturmakta....
İntihar olaylarında da alkolün etkisi içmeyenlere oranla 58 kat
daha fazladır.
Ülkemizde alkollü içki tüketimi 1994 yılında 900 milyon litre
iken, 1995 yılında 1 milyar 200 litreye, 1996 yılında ise 1.5
milyar litre olarak tespit edilmiştir. Dünya alkol tüketimi
sıralamasında 3.sıradayız.
Ülkemizde kişi başına düşen alkollü içki miktarı 15 litredir.
(1970 yılında 1 litre, 1992 yılında 10 litre)
Alkol kullanan kadın ve erkekler, doğacak yeni nesillere büyük
zararlar vermektedirler. Bu konuda aşağıda vereceğimiz "hamile
iken içkiye devam eden kadınlarda" sakatlık türü ve yüzdesi
yeterli bir fikir verebilir.
İçkiye devam eden annelerin çocuklarında;
Psikolojik sorunlar %89
Konuşma bozukluğu %80
Doku bozukluğu %80
Saldırgan tavırlar %72
Hormonal ve Cinsel bozukluk %46
Normalden küçük doğum %98
Duyma bozukluğu %41
Göz bozukluğu %25
Ortopedik arıza %33
Dudak ve parmaklarda bozukluk %91
Cilt ve tırnak arızaları %30
Kalp zafiyeti % 29
İçkiye devam eden hamile annelerden doğacak 100 çocukta meydana
gelebilecek yukarıdaki arızaların toplamı 930'dur. 100 çocukta
930 arıza. "1 çocukta 9.3 arıza demektir." Bu durumda içkiye
devam eden hamile annelerin sağlam çocuk doğurma ihtimali
sıfırdır.
AMATEM'e göre "Her yıl 1 milyon çocuğun içkiye başladığı ifade
edilmektedir."
Alkol Kullanımının Neden Olduğu Sorunlar
Alkolizm, insan sağlığını, aile huzurunu, cemiyetin temel
değerlerini ahlakı ve ülke ekonomisini, hatta savunma gücünü
tahrip eden ve sayısız kötülüklere sebep olan bir alışkanlıktır.
Alkol, vücudun ihtiyacı olan bir besin maddesi değildir. Vücudun
iç organları alkole (zehir) yabancı muamelesi yaparak, bu
maddeyi vücuttan bir an önce atmak için aşırı derecede faaliyet
gösterirler. Normalin üstünde yapılan bu çalışma ise, bu
organların aşırı derecede yorulmasına ve yıpranmasına neden
olur. Alkolün doğrudan ve dolaylı tesiri ile vücudun çeşitli
organlarında rahatsızlık meydana gelir.
Alkolün Merkezi Sinir Sistemi Üzerine Etkisi
Alkolün vücutta en hızlı etkisini gösterdiği yer beyin, yani
merkezi sinir sistemidir. Alkol başlangıçta beyin faaliyetini
hızlandırmasına rağmen bu hızlanma giderek azalmakta ve beyin
faaliyetleri yavaşlamaktadır. Alkol önce beyni etkileyerek
algılama, heyecan, zeka, uyum, muhakeme ve davranışları da
etkilemektedir. Algılama ve hareket işlevlerinin koordinasyonunu
sağlayan omurilikte alkolden etkilendiği için, beceri, refleks
ve hareket gücü bozulmaktadır. Aşırı alkol solunumun durmasına
da neden olabilir.
Alkolün beyin ve sinirler üzerine yapmış olduğu etkilerin
sonucunda birçok sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bunların en
önemlileri şunlardır; Sinirlerde iltihap ve felçler, hayaller
görmek, Aşırı kıskançlık ve aldatılma korkusu biçiminde ortaya
çıkan düşünce bozukluklarıdır v.b.
Yine, "görme siniri bozukluğu ve çift görme, sara nöbetlerinde
artma ve delirme" gibi hastalıklarda kendini göstermektedir.
Alkolün Sindirim Sistemi Üzerine Etkisi
Alkol karaciğerin glikoz deposunu azaltmakta ve oksijenleşmesini
bozmaktadır. Karaciğer hücresi ise oksijensizliğe karşı
hassastır. Alkolün karaciğer üzerine zehirli etkisi, karaciğer
yağlanması, iltihaplanması ve sonuçta "siroz" meydana gelmesi
şeklinde olmaktadır. Sirozda normal faaliyet görecek karaciğer
hücrelerinin yerini bağ dokusu, bağ dokusu hücreleri almıştır.
Karaciğer sertleşmiş ve normal faaliyetlerini yapamayacak hale
gelmiştir. Alkoliklerde siroz görülme oranı normal şahıslardan 8
kat daha fazladır.
Alkolü devamlı kullananlarda sindirim sistemi ile ilgili olarak
ağızda kanser, yemek borusu iltihabı, yemek borusu kanseri, mide
iltihabı, hazımsızlık, beslenme bozuklukları, alkole bağlı
sarılık ve karaciğer kanseri gibi hastalıklara rastlanmaktadır.
Alkolün Solunum Sistemi Üzerine Etkisi
Alkol solunum yollarını tahriş eder, fazla alınırsa solunumu
felç ederek öldürür. Yapılan araştırmalar sonucu, alkoliklerde
ağız, yutak ve gırtlakta alkol kullanmayanlara göre daha fazla
kanser oldukları ortaya konmuştur. Bununla beraber müzmin
solunum yolları ve akciğer hastalıkları ile akciğer veremi,
normal fertlere göre, alkol kullananlarda yüksek oranda
görülmektedir.
Alkolün Dolaşım Sistemi Üzerine Etkisi
Alkolün dolaşım sisteminde en fazla etkilediği organ kalptir.
Bütün iç ve dış organlar faaliyetlerini kan sayesinde yaparlar.
Kan dolaşımını kalp idare eder. Devamlı alkol alanlarda kalp
atışı daima hızlıdır. Bu hızlılık ise kısa zamanda kalbin
etrafında yağ bezleri meydana getirir. Her uzvun kendine mahsus
hacim ve satıhları anormalleşir, şahsın normal teneffüsünü
zorlaştırır. Zira kalp etrafında yer alan yağ bezleri sadece
teneffüsü ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda damarların
genişlemesine, sertleşmesine ve tansiyonun yükselmesine sebep
olur. Normal çalışmasını kaybeden kalp, kısa zamanda durabilir.
Alkolün Diğer Vücut Sistemlerine Etkisi
Yüz ve Ciltteki Etkisi
Alkol olan bireylerin yüz ve ciltleri daima kırmızıdır. Yüz ve
derideki kılcal damarlar genişler. Yüzler ve burun şişer, bu
bölgelerde nokta nokta kızarmalar görülür.
Süt ifraz eden guddeler üzerindeki etkisi
Alkol alan anaların sütüne karışan alkol emzikteki çocuğa
zararlı tesirler yapar. Ve süt guddelerini çalışamaz hale
getirir. Alkol ana sütüne 20-40 dakika sonra karışır.
Cinsi iktidar üzerindeki etkisi
Alkol seks organlarının hormonal fonksiyonlarını etkileyerek,
sperm oluşumunu azaltır.
Alkol bağımlılarında görülen Ruhsal bozuklukları şu şekilde
sıralayabiliriz:
Patolojik Sarhoşluk; Çok az miktarda alkol alındıktan sonra
aşırı taşkınlık, saldırganlık ve bilinç bulanıklığı. Uyandıktan
sonra hiçbir şey hatırlamaz.
Nesnike Halusinozu; İşitme sanrıları ve bunların sonucunda
çeşitli davranış bozuklukları.
Beyincikte Bozulma; Dengesizlik, durma ve yürüme güçlüğü vb.
nöbet nöbet gelen içki içme isteği (Dipsomania).
Renk Görme Bozukluğu, Alkol Paranoyası, Korkosaf Psikozu (Bellek
bozuklukları ve bilinç bulanıklığı söz konusudur. Sonuç
bunamadır.), Alkol sarası (Kasılma ve koma halidir.)
İntihara ya da başkalarını öldürmeye yol açabilen alkolizmin ilk
uyarıcı işaretleri şunlardır; Artan tüketim, Aşırı davranışlar,
Hatırlama güçlüğü,Sabahları içme davranışı.
Tedavi
Alkol bağımlılarının tedavisinde temel gaye, alkol içilmesinin
kesilmesi, alkol almaya yol açan ruhsal nedenlerin ve toplumsal
sorunların çözülmesi ve bağımlı olan bireylerin alkol nedeniyle
yitirdiği toplumsal rol ve konumuna yeniden dönmesi, eski başarı
ve becerilerini kazanmasıdır.
Tedavi Şekilleri
a. Antabus Tedavisi: Antabus veya benzeri ilaçlardan biri
hastaya verilince hastada kriz meydana gelir. Baş dönmesi, göz
kararması, tansiyon düşmesi, vücutta kızarıklık, terleme, ateş
basması, uyuşukluk, kalp atımında hızlanma gibi belirtiler
oluşur. Hasta paniğe kapılır, ölüm korkusu hisseder. Bu şekilde
birçok tatbikat yapılır. Tedavi, hastanın alkol arzusu
kayoboluncaya kadar sürer.
b. Nefret Terapisi: Emetine ve apomorphine gibi maddeler
şartlandırma esasına kullanılır. Enjeksiyon sonucu meydana
çıkacak olan bulantıdan önce hastaya alkol verilmekte böylece
içkinin kokusu, görüntüsü ve tadının, kusma ile
ilişkilendirilmesi sağlanmaktadır. Bu işlem tekrarlandıkça,
klasik koşullanma sayesinde amaca ulaşılmakta, hastanın içkiden
nefret etmesi ve tiksinmesi sağlanmaktadır.
c. Psikoterapi: Alkolik, alkolün yol açtığı zararlara karşı
uyarılır. Bunlardan kurtulmasının alkol kullanmamaya bağlı
olduğu hatırlatılır. Şahsiyet yapısının güçlendirilmesine yardım
edilir.
d. Sosyoterapi: Alkol konusunda eksiksiz bir tedavi programı
genellikle, alkoliğin yaşamını ve çevresini değiştirmeye yönelik
çalışmaları da içerir. Bu da yapılacak sosyoterapilerle ve diğer
bazı etkinliklerle mümkündür.
e. Hipnoterapi: Bu metodun esası ya alkoliğe içkiden zevk
almadığını ya da içince hasta olacağını telkin etmektir. Hasta
bu gibi telkinlere uzun süre dayanamamaktadır.

