ANEMİLER
Anemi sözcük olarak kanın ya da kandaki hemoglabin miktarının yaşa göre olması gereken değerden daha düşük olması anlamına gelir. Kendi başına bir hastalık olmayıp var olan bir hastalıkların bir bulgusudur. Anemiye neden olan hastalıklar
kanın yapılamadığı durumlar, kan yapımı yeterli olduğu halde
yıkımın çok olması sonucu gelişen durumlar ve kan kaybı olarak
ayrılabilir. Kan kaybı bir kaza sonrası görülen açık kanamanın
yanı sıra, fark edilmeyen bir mide kanaması gibi gizli de
olabilir. Kanın iyi yapılamadığı durumlar içinde en sık görüleni
kan yapımı için gerekli olan demir, B12 vitamini, folik asit
gibi maddelerin besinlerle yeterince alınmamasıdır.
Kan yıkımının arttığı durumlar içinde de kalıtsal olarak kırmızı
kürelerin yapısının ya da içlerindeki hemoglobinin bozuk olduğu
durumlar sayılabilir. Kalıtsal anemilerin ortaya çıkmasında en
önemli etken, akraba evliliğidir.
Demir Eksikliği Anemisi
Çocuklarda en sık görülen anemidir. İlk aylarda anneden geçen
demir depoları ve anne sütündeki yeterli demir nedeniyle 6 aydan
küçük bebeklerde sık görülmez. 9-12 aylar arasında, özellikle
inek sütü ile beslenen çocuklarda sık görülür, çünkü inek
sütünün içindeki demir miktarı yeterli olmadığı gibi,
bağırsaklardan emilim sırasında gizli kan kaybına neden olarak
demir eksikliği ayartır.
İlk yaş, bebeğin en hızlı büyüdüğü dönemdir; bu nedenle demir
gereksinimi fazladır. Eğer çocuk kırmızı et gibi çok demir
içeren besinleri yeterince almaz, anne sütü yerine inek sütü
verilirse bu çocuklarda demir eksikliği anemisi gelişmesi
kaçınılmazdır.
Toprak ya da duvar sıvaları gibi yenmeyecek şeyleri yemeğe istek
görülebilir. Ayrıca tanıda kansızlık yapan diğer hastalıklardan
ayırt etmek önemlidir. Tedavisi demir içeren şurup ya da
damlaların ağızdan verilmesiyle yapılır.
Demir şuruplarının iyi emilmesi için, çocuk açken verilmesi
gereklidir. Demir eksikliğinden korunmak için bebeklere en az 6
ay anne sütü verilmesi, 6-12 ay arasında varsa anne sütü, yoksa
demirle zenginleştirilmiş mamalar kullanılması, inek sütünün
verilmesine 1 yaştan önce başlanmaması önerilmektedir. 6-12 ay
arasında ayrıca demir yönünden zengin olan sakatat, köfte,
kırmızı et gibi ek besinlere başlanmalıdır.
Vitamin B 12 ve Folik Asit Eksiklikleri
Vitamin B 12 et ve süt gibi hayvansal besinlerde, folik asit ise
karaciğer, böbrek, portakal suyu ve ıspanak da bolca bulunur.
Diyetle, alımın azaldığı ya da bağırsakta emilimin bozulduğu
durumlarda eksiklikleri ortaya çıkar. Vitamin B 12 hayvansal
besinlerde bulunduğu için, eksikliği vejeteryanlarda daha sık
görülür. Folik asit ise keçi sütünde çok az olduğu için bu sütle
beslenen bebeklerde folik asit eksikliğine rastlanır. Her
ikisinin yetersizliğinde “megaloblastik anemi” denen anemi
ortaya çıkar.
Klinik bulguları solukluk, halsizlik, sinirlilik, kuru ve ağrılı
dildir. Vitamin B 12 eksikliğinde bunlara ek olarak bebeklerin
nörolojik gelişiminde gerilik görülür.
Bazı özel emilim bozuklukları ile oluşan tipler hariç,
diğerlerinden korunmak için dengeli ve yeterli beslenmenin önemi
açıktır.
Kalıtsal Anemiler
Kan hücresinin yapısında ya da içindeki hemoglabinde kalıtsal
olarak bazı bozukluklar olabilir. Pek çok çeşidi olan kalıtsal
anamilerin ülkemizde en sık görülen ve “Akdeniz Anemisi” olarak
bilinen talassemi ve orak hücreli anemilerdir.
Talassemi
Kromozomlar üzerinde hemoglabini oluşturan zincirlerin
yapılmasını düzenleyen genlerdeki bozukluk sonucu oluşur. İki
gen birden bozuk olduğunda hastalık ortaya çıkar. Tek genin
bozuk olması durumunda kişiler hasta değil, taşıyıcı olurlar.
İki taşıyıcı evlenirse hasta çocuklarının olma olasılığı vardır.
Hasta çocuklar 6 dolaylarında büyüme ve gelişme geriliği,
beslenme güçlüğü, solukluk yakınmalarıyla doktora getirilirler.
Ciddi düzeyde anemileri ve karaciğer-dalak büyümesi saptanır.
Yaşamlarını sürdürebilmeleri için kan verilmesi gerekir.
Sürekli kan verilmesi sonucunda da verilen kandaki demir,
vücutta birikmeye başlar. Bunu önlemek için demirin vücuttan
uzaklaştırılmasını sağlayan ilaçlar verilir. İyi tedavi almayan
hastaların yaşam süresi çok kısadır.
Bunlarda tipik yüz görünümü (basık burun, öne doğru çıkık üst
çene), deri renginde koyulaşma, karın şişliği (karaciğer, dalak
büyümesine bağlı) gibi bulgular ortaya çıkar.
Ağır anemiye ya da vücutta demirin birikmesine bağlı olarak tüm
organlarda bozukluklar gelişir ve genellikle kalp yetmezliği
nedeniyle hastalar kaybedilir. Belirli aralıklarla kan verilip,
vücutta demir birikmesinin de iyi biçimde önlendiği hastalarda
sonuçlar iyidir. Bunlar uzun süre sorunsuz yaşayabilirler. Tek
geni bozuk olan taşıyıcılarda ise hastalığın klinik bulguları
belirgin değildir. Kan incelemelerinde hafif bozukluklar
görülebilir. Ülkemizde Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu
bölgelerinde talassemi taşıyıcılığı sıktır. Aileler içinde
kişilerin genetik yapıları benzer olduğu için aynı ailede birden
fazla bireyin taşıyıcı olma olasılığı fazladır. Akraba
evlilikleri, hasta çocukların doğma olasılığını arttırmaktadır.
Hastalığın sık görüldüğü bölgelerde evlenecek kişilerin taşıyıcı
olup olmadığının belirlenmesi zorunlu hale getirilmiştir.
Böylece iki taşıyıcının evlenmesi söz konusuysa kişiler doğacak
çocuklarının hasta olabileceği konusunda bilgilendirilmektedir.
Gebelikte doğum öncesi (prenatal), tanı yöntemleriyle anne
karnındaki çocuğun hasta olup olmadığının belirlenebilmesi
olasıdır. Bu kişilere gebeliklerinde bu hizmet de verilerek
hasta çocukların doğması önlenmeye çalışılmaktadır.
Orak Hücreli Anemi
Kalıtsal olarak geçen, hemoglabinin yapısındaki bir başka
bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalığın
klinik bulguları çok değişkendir. Çok ağır klinik bulgular
gösteren hastaların yanı sıra hiç bulgu göstermeyip rastlantıyla
tanı konan hastalar da vardır. Hemoglabinin yapısındaki
bozukluğa bağlı olarak kırmızı kürelerin şekli bozulmakta ve
orak şeklini almaktadır. Oraklaşmış bu hücreler kan damarlarını
tıkayıp yıkanan bölgelerin beslenmesini engeller. Buna bağlı
olarak ağrılı krizler ortaya çıkar. Birçok organın kan
dolaşımının bozulması sonucu değişik klinik tablolar ortaya
çıkabilir. Tedavisi oldukça zor olan bu önlenmesi için
taşıyıcıların belirlenmesi, akraba evliliklerinden kaçınılması
ve riskli gebelerde doğum öncesi (prenatal) tanı yöntemlerinin
kullanılması önemlidir.


