EYVAH EVLİLİĞİM SIRADANLAŞIYOR !

0

Yeni evli çiftlerde en yoğun yaşanan duygu heyecan olur. Eşinin işten dönmesini bekleyen kadın, karısının yanına, evine gitmeye çabalayan erkek heyecanla doludur. İlk misafirler, ilk gidilecek gezme, ilk çocuk, ilk kavga, ilk barışma…

Yeni evli çiftlerde en yoğun yaşanan duygu heyecan olur. Eşinin işten dönmesini bekleyen kadın, karısının yanına, evine gitmeye çabalayan erkek heyecanla doludur. İlk misafirler, ilk gidilecek gezme, ilk çocuk, ilk kavga, ilk barışma… Bunların hepsinde tatlı bir telaş, hoş bir heyecan vardır. Belki de bu sebeple daha bir özenle yapılır evliliğin ilk zamanlarında her şey. Sofralar daha güzel kurulur, misafirler daha özenli ağırlanır, eşler daha şık, daha hoş, daha bakımlı karşılanır. Fakat zaman ilerledikçe sıradanlaşmaya başlar tüm bunlar. “Yine” diye başlayan cümleler kurulur: “Yine misafir gelecek, yine yemek pişecek, yine sofra kurulacak ve yine eşler karşılanacak…” Ve “yine” diye başlayan cümleler arttıkça o coşkumuz, heyecanımız, özenimiz yok olur.

EYVAH, SIRADANLAŞIYORUZ!

Sıradan bir evin sıradan bir parçası haline geliverir eşler. Su içmek gibi, yemek yemek gibi, evi temizlemek gibi olur eşimiz hayatımızda: alışkanlık! Ve tüm alışkanlıklarımızda olduğu gibi hayatımızın rutin bir parçası olarak davranmaya başladığımızda eşimize, sorunlar da beraberinde gelir ne yazık ki. Önemsenmediğini, umursanmadığını ve hatta sevilip sayılmadığını söyler durur kadınlar/erkekler. Karşılıklı olarak duygular tam aksi olsa da göz gördüğünü bilir, gönül ona sunduğun kadarını alır. İşte bu sebeple dikkatli olmak gerekir. Eşimizi sıradanlaştırmamak, ona karşı her daim özenli olmak, onu özel gördüğümüzü ona da hissettirmek gerekir. Çünkü yüreğimizden geçenler, hal ve hareketlerimize yansımıyorsa karşıdaki için hiçbir anlam ifade etmiyor demektir. “Bana neden önem vermiyorsun?” diye soran eşe “Sen benim yüreğimi nereden biliyorsun, benim için önemlisin” diye cevap vermek eşimizin değil bizim eksikliğimizi gösterir.

DEĞİŞEN SİZSİNİZ, EVLİLİĞİNİZ DEĞİL!

Kaybolan heyecanımızdan mıdır, yoksa evliliğimizin rutin hale gelmesinden mi bilinmez, bir zaman sonra eşler yakınır durur “Çok değiştin, eskiden hiç böyle biri değildin” diye. Bu değişimin en somut ispatı da kılık-kıyafet olur pek çok evlilikte. Özellikle kadınlar ilk zamanlara göre daha özensiz, tabiri caizse daha paspal olmaya başlarlar. Güzel ve temiz kıyafetler yerini çamaşır suyu değmiş iş eteklerine, rengi solmuş bluzlara bırakır. Tüm günün yorgunluğu, evin işi, yemek, bulaşık, çamaşır zahiri bahaneler olsa da esas sebep ortadadır: alışkanlık!

Erkekler için de farklı değildir durum. Eskiden hiç olmazsa sofranın bir ucundan tutan, “Çok yoruldun, geç otur biraz” diyerek karısının gönlünü alan adam gitmiş, yerine “Sofrayı kenara kur, gidip gelirken önümden geçiyorsun, televizyonu göremiyorum” diyen biri gelmiştir. Bu durumun neticesi ise karşılıklı suçlamalardır ne yazık ki: “Üstüne başına dikkat etmiyorsun, artık bana yardım etmiyorsun, beni sevdiğini söylemiyorsun, bir gül bile getirmiyorsun ve hatta bana önem vermiyorsun, beni sevmiyorsun, anlamıyorsun…”

Evlilikte zaman ilerledikçe karşılıklı beklentilerin arttığını belirten psikolojik danışman Hacer Gül: “Eşler evlilikte en çok karşılıklı beklentilerinin değiştiğinden yakınırlar ve çoğu zaman bu kavgaların başlangıcı olur. Birbirlerini ‘Eskiden böyle değildin, ilk evlendiğimizde hiç böyle bir huyu yoktu, her gün yeni bir huyu, yeni bir isteği ile tanışıyorum’ diye itham eden eşler çok önemli bir noktayı göz ardı ederler. Pek çok beklentinin dile getirilmiyor olmasının sebebi öncesinde o beklentinin karşılanmasıdır. Örnek ‘Artık bana yardım etmiyorsun’ diye eşinin sitemlerine maruz kalan bir bey bu istekten yakınarak ‘Yeni bir istek daha’ diye düşünür; fakat esasen bu onun eskiden yaptığı bir davranıştır. Yani eşinin isteklerinin değiştiğini düşünen çiftler, esasında kendilerinin değiştiğini ve bu taleplerin o değişime binaen ortaya çıktığını farketmezler. Talepleri ‘yeni’ olarak algılayan çiftler eşlerinin kendilerinden sürekli fedakarlık istediğini düşünerek tepkisel yaklaşımlarda bulunabilirler; ancak pek çok eş hayatları sıradanlaşmadan önceki hanımını/beyini istemektedir. Ve farkına varılmasa da yapılan istekler eski eşi yeniden karşıda görmek içindir” diyerek bu beklentilerin esasında o “ilk heyecanı” yeniden elde etmek için olduğunu vurguluyor.

KENDİNİZE BİR İYİLİK YAPIN, EŞİNİZİ BİRİNCİ PLANA ALIN

Kısacası evlilik kolay değildir, fakat herkes görevini ve haddini bilince zor da değildir. Zaman ilerledikçe yakınlıklar artar, muhabbetler güzelleşir, eşler birbirine kenetlenir. Fakat bu durum suistimal edilirse, insan “Aman ya benim hanım/bey nasıl olsa, bir şey olmaz” diyerek eşini rutin hale getirirse, ona eskisi kadar özenmez, ona olan sevgisini ifade etmez. Karşısındakini müneccim addederek içinden geçen her şeyin bilinmesini beklerse çıtırdamalar başlayabilir, eşimiz rutinimiz halini alabilir. Unutmamalıyız ki insan bin kere emin olsa dahi milyon kere sevildiğini, önemsendiğini bilmek ister. İşte bu sebepten eşlere düşen sevgilerini ve saygılarını daimi kılmak, eşini daima birinci plana almaktır. Çünkü çoluk çocuk, ana baba, eş dost gittiğinde insanın yanı başındaki bir çift göz, başını dayayacağı omuz, elini uzattığı el eşininkidir. Eşlerin kıymeti bu yüzden iyi bilinmelidir.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.